26 Haziran 2011 Pazar
Balıklarımızı büyütelim, eyleme destek verelim
Lüfer, hamsi, kalkan / daralıyor zaman...: "“Seninki kaç santim?” kampanyası yarım milyon insanın desteğiyle devam ediyor. Denizlerimizin ve balıkların geleceği için, iş işten geçmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Herhangi Bir İnsan Kadar ben
''I'm insane and you're my insanity.'' Back to basic mitos'tan logos'a, yine zindeyim! Tüketim çılgınlığından, popüler kültür merakından, yaşı aşmış ergen triplerinden, nezaketsiz insandan, ısrarcı karakterden, elden düşmeyen telefondan; düşünmeden konuşan, hem de hiç susmayandan; skolastik zihniyetten, militarist bünyelerden, kafatasçılardan, beş kitap- üç satırla kendini yazar sanandan; asgari ücretle açlık sınırı arasındaki farka sessiz kalan, adaletsizliğe boyun eğenden, geri dönüşüm sorumluluğu taşımayandan, yalandan dolandan, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncılıktan, saygısızlıktan, yapaylıktan, sabit fikirlerden, ayrı yazılmayan eklerden, müzik diye sunulan çöplerden, herkezden-yanlızdan, ondan şundan bundan.. Ve aslında çok daha fazlasından... Tiksiniyorum evet! Bu yüzdendir ki çoğu kez Oğuz Atay yalnızlığında ''Tutunamayan'', Samuel Beckett tadında ''Adlandırılamayan'' , Cihat Aşkın melodisinde '''Umutsuz'' ve ''Unfinished Symphony'' kadar da yarımım. Hayallerim, inançlarım yoktur evet; ama sevmeme engel değil imagine all the people living life in peace gibi uçurumlara köprü atan düşünceler... Fotoğraftaki heykel: Düşünen Adam, Auguste Rodin |
Etiketler:
Cihat Aşkın,
düşünce,
heykjel,
Imagine,
inançsızlık,
insane,
John Lennon,
oğuz atay,
püpüler kültür,
rodin,
samuel beckett,
skolastik zihniyet
22 Nisan 2011 Cuma
Toplumsal Yaralar
- Sokakta, halka açık korumasız alanda bir heykel varsa muhakkak oyulur, çizilir, çöp kutusu görevi görür.
- Toplu taşıma araçlarında kadınlar tacize uğrar; ama taciz eden değil, edilen utanır. Susar, tepkilerden korkar.
- Estetik değeri yüksek ve emek harcanmış eserler itibar görmez. Bayağı ve alt kültürü yansıtan işlerse (örneğin sinemada) gişe rekoru kırar.

- Asgari ücretle çalışan insan bile kaliteli telefon alarak kendine sosyal statü yaratmaya çalışır. Hatta asgari ücret de neymiş! Orta gelirli bir ailenin okuttuğu üniversite öğrencisi bile kendini bankaların sunduğu kredi kartıyla telefon alarak ödüllendirir.
- Dini kullanarak birçok insana birçok şeyi yaptırabilirsiniz. Niteliği ne olursa olsun,uygulaması kolaydır.
- Ha bire konuşan insanlar, susup çok okuyan insanlardan kat be kat fazladır.
- Bireysel silahlanmanın havası vardır. Tüm önemli gün ve gecelerde ateş saçmak marifettir. Kültürdür, haktır. Kat'i suretle engellenemez.
- Üç çocuk yapmak devlet büyüklerince marifet sayılır, halka telkinlerde bulunulur. Üç çocuğun iş ve aş ihtiyacını karşılayacak ortam yaratılmamıştır oysa, bunlar hiç konuşulmaz.
- Geleceği belli olan felâketlere önlem alınmaz.
- Enerji üretme sıkıntısı varken enerji tasarrufu konusunda bilinçsizlik hat safhadadır.
- 150 sayfalık kitap okunmaz, 200 bölümlük dizisi seyredilir.
- Milli Eğitim Bakanı eğitimden habersizdir, kendi çapında bir avukattır (diğer bakanlar da aynı şekilde mevkisiyle âlâkasızdır).
- Aptallık, şaklabanlık iyi para eder.
- Kişiye lâyık olduğu değer ancak öldükten sonra verilir.
- Yanlışa yanlış diyen insan sevilmez
Etiketler:
3 çocuk,
bilinç,
bireysel silahlanma,
devlet,
din,
eğitimsizlik,
geri dönüşüm,
heykel,
kadına şiddet,
sömürü,
taciz,
toplum
Blog Yasaklayan Zihniyet'ül Cahiliyye
Blogger'ın açıldığını görünce sevince boğuluyoruz. Yazmak tabii hakkımız değil mi? Şüphesiz evet.
Burası ipimizi koparıp dolaştığımız yer değil mi? Çoğunlukla evet.
E bir rahat verin de yazalım o halde.
Yok bloglarda o yayımlanıyormuş, bu yazılıyormuş, yayın hakları ihlâl ediliyormuş...
Kanuna aykırı eylemlerin tespit edilmesi mi çok zor? Sanmam!
Misal bir hasta verem mikrobu taşıyor diye tüm hastaneyi mi kapatacağız? Yahut köyün birinde bir terörist var diye oradaki tüm insanları mı kurşuna dizeceğiz? (evet dizdik, yaptık ya bunu, ne çabuk unuttun ya hafıza!)
Yanlışı bulup düzeltmektense ilgili her şeyi/herkesi aynı kategoride değerlendirip tembellik yapmak cazip geliyor bu ülkedeki erk sahiplerine.
* * *
Bak sen canlı maç linkleri yayımlanıyormuş blogda, hadi mahkemeye verelim. Tamam verdik. Olması gereken bir şeyi yaptık diyelim. Peki ya sonra?
+ Sonra kusura bakmayın hanımefendi kanunun bana verdiği yetkiye dayanarak sizin bu siteye erişiminizi engellemek zorundayız.
- Sebep?
+ Sizinle aynı sitede yazan adam yasa dışı işler yapıyor, digitürk'ün ekmeğiyle oynuyor. Kapatmayalım da besleyelim mi?
- Estağfurullah efendim hiç olur mu öyle şey görevinizi yapın siz. Hepimize kilit takın hatta, birkaç kişi işlemiş bu suçu ama onları bulmak önemli değil zaten. Hem insanoğlunun ne yapacağı, ne yazacağı belli mi olur, hiiiiç!
+ Doğru, çok haklısın. E kapatalım madem.
- Tabii efendim kapatın madem.
+ Merak etme ama ara ara açar sevindiririz sizi. Hani kaybettiğim sandığın yüzüğünü bulunca seviniyorsun ya öyle sevinin istiyorum.
- Ne kadar da düşüncelisiniz hakim bey.
+ Övünmek gibi olmasın ama öyleyim evet. Kanunlar bana böyle güzel yetkiler tanıdığı için yargıya ne kadar teşekkür etsem azdır.
- Hı hıı evet benim de çok iyi düşüncelerim var yargıya yönelik ama şimdi vakit kaybetmeden yazmalıyım bunu ne olur ne olmaz.
...
+ İstediğin kadar koş yine kapanacak, kanun benim elimdeeeeeeeeeee.
Burası ipimizi koparıp dolaştığımız yer değil mi? Çoğunlukla evet.
E bir rahat verin de yazalım o halde.
Yok bloglarda o yayımlanıyormuş, bu yazılıyormuş, yayın hakları ihlâl ediliyormuş...
Kanuna aykırı eylemlerin tespit edilmesi mi çok zor? Sanmam!
Misal bir hasta verem mikrobu taşıyor diye tüm hastaneyi mi kapatacağız? Yahut köyün birinde bir terörist var diye oradaki tüm insanları mı kurşuna dizeceğiz? (evet dizdik, yaptık ya bunu, ne çabuk unuttun ya hafıza!)
Yanlışı bulup düzeltmektense ilgili her şeyi/herkesi aynı kategoride değerlendirip tembellik yapmak cazip geliyor bu ülkedeki erk sahiplerine.
* * *
Bak sen canlı maç linkleri yayımlanıyormuş blogda, hadi mahkemeye verelim. Tamam verdik. Olması gereken bir şeyi yaptık diyelim. Peki ya sonra?
+ Sonra kusura bakmayın hanımefendi kanunun bana verdiği yetkiye dayanarak sizin bu siteye erişiminizi engellemek zorundayız.
- Sebep?
+ Sizinle aynı sitede yazan adam yasa dışı işler yapıyor, digitürk'ün ekmeğiyle oynuyor. Kapatmayalım da besleyelim mi?
- Estağfurullah efendim hiç olur mu öyle şey görevinizi yapın siz. Hepimize kilit takın hatta, birkaç kişi işlemiş bu suçu ama onları bulmak önemli değil zaten. Hem insanoğlunun ne yapacağı, ne yazacağı belli mi olur, hiiiiç!
+ Doğru, çok haklısın. E kapatalım madem.
- Tabii efendim kapatın madem.
+ Merak etme ama ara ara açar sevindiririz sizi. Hani kaybettiğim sandığın yüzüğünü bulunca seviniyorsun ya öyle sevinin istiyorum.
- Ne kadar da düşüncelisiniz hakim bey.
+ Övünmek gibi olmasın ama öyleyim evet. Kanunlar bana böyle güzel yetkiler tanıdığı için yargıya ne kadar teşekkür etsem azdır.
- Hı hıı evet benim de çok iyi düşüncelerim var yargıya yönelik ama şimdi vakit kaybetmeden yazmalıyım bunu ne olur ne olmaz.
...
+ İstediğin kadar koş yine kapanacak, kanun benim elimdeeeeeeeeeee.
Etiketler:
blog yasağı,
cahiliye devri,
digitürk,
hakim,
kanun,
link,
terör,
tümevarım,
verem
16 Şubat 2011 Çarşamba
TERS ORANTI
Sınıf 7. Günlerden Salı ve sabahının ilk saatine konan matematik dersi. İlk saatin salt gereği berrak beyin ihtiyacı. Hem muğlak da değil, fazla mutlak!
Öğretmen anlatıyor:
''Bir orantıda değişkenlerden biri artarken (veya azalırken), diğeri aynı oranda azalıyorsa (veya artıyorsa) bu orantıya Ters Orantı denir.'' diyor. Ön sıraların kaleminden çıkan ses ta arka sıradakilerce duyuluyor; ne var ki not alma arzusu önden arkaya gittikçe azalıyor.
Hocaysa başka örnek veriyor:
8 işçi bir duvarı 6 günde bitiriyorsa, aynı duvarı 3 işçi kaç günde bitirir?
'Amma da büyük duvarmış haa!' diye fısıldıyor arkadaşına Metin, gülüşüyorlar. Cevabı kendileri de merak ettiğinden, uğraşıyorlar üzerinde. Ve önce İsa buluyor cevabı. Teyit etmek için de bakıyor tahtaya.
Oysa soru çoktan çözülmüş; bir başka örneğe geçmiş hoca. Kızıyor, 16 diyor İsa ve içinden de on altı kere hocaya küfrediyor.
Buna benzer birkaç kere daha böyle soru çözmüşlüğü vardı aslında. Cevabı söylemek için ya geç kalır, ya da öğretmenin dikkatini çekmemek için susar, yutardı.. Matematiği iyi sayılmazdı. Konular ilerleyip zorlaşınca, onun da örnek çözme sayısı azalırdı.
Metin ve İsa; iki yakın arkadaş, benzer mahallenin ve benzer babaların çocukları.
Öğretmenin arka sıralara uğrama ihtimalinin azaldığı teneffüse yakın zamanlarda fısıltıları artan çocuklar. Oradan buradan konuşup dersin bitmesini bekleyen çocuklar...
Polislerden bahsediyordu Metin (her gün onlarca kavgaya şahit oldukları mahallelerine hiç uğramayan) Dün gece çağırmışlar da yine gelmemiş. Sonra birkaç arkadaşıyla öldürdüğü lağım faresini anlatıyor... Biliyor aslında o da fare izlerinin arttığı yerde polis adımlarının azaldığını.
Sonra zil çalıyor: tahtada Ters Orantı örnekleri. Bakıyor. ''Ben ne bilirim ters orantıyı lan'' diyor, dışarı koşuyor.
Öğretmen anlatıyor:
''Bir orantıda değişkenlerden biri artarken (veya azalırken), diğeri aynı oranda azalıyorsa (veya artıyorsa) bu orantıya Ters Orantı denir.'' diyor. Ön sıraların kaleminden çıkan ses ta arka sıradakilerce duyuluyor; ne var ki not alma arzusu önden arkaya gittikçe azalıyor.Hocaysa başka örnek veriyor:
8 işçi bir duvarı 6 günde bitiriyorsa, aynı duvarı 3 işçi kaç günde bitirir?
'Amma da büyük duvarmış haa!' diye fısıldıyor arkadaşına Metin, gülüşüyorlar. Cevabı kendileri de merak ettiğinden, uğraşıyorlar üzerinde. Ve önce İsa buluyor cevabı. Teyit etmek için de bakıyor tahtaya.
Oysa soru çoktan çözülmüş; bir başka örneğe geçmiş hoca. Kızıyor, 16 diyor İsa ve içinden de on altı kere hocaya küfrediyor.
Buna benzer birkaç kere daha böyle soru çözmüşlüğü vardı aslında. Cevabı söylemek için ya geç kalır, ya da öğretmenin dikkatini çekmemek için susar, yutardı.. Matematiği iyi sayılmazdı. Konular ilerleyip zorlaşınca, onun da örnek çözme sayısı azalırdı.
Metin ve İsa; iki yakın arkadaş, benzer mahallenin ve benzer babaların çocukları.
Öğretmenin arka sıralara uğrama ihtimalinin azaldığı teneffüse yakın zamanlarda fısıltıları artan çocuklar. Oradan buradan konuşup dersin bitmesini bekleyen çocuklar...
Polislerden bahsediyordu Metin (her gün onlarca kavgaya şahit oldukları mahallelerine hiç uğramayan) Dün gece çağırmışlar da yine gelmemiş. Sonra birkaç arkadaşıyla öldürdüğü lağım faresini anlatıyor... Biliyor aslında o da fare izlerinin arttığı yerde polis adımlarının azaldığını.
Sonra zil çalıyor: tahtada Ters Orantı örnekleri. Bakıyor. ''Ben ne bilirim ters orantıyı lan'' diyor, dışarı koşuyor.
Etiketler:
fareler,
matematik,
polisler,
ters orantı,
varoş mahalle
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

